
Hegemon milliyetçilik “Aşırı milliyetçilik veya ultra milliyetçilik, bir ülkenin kendi özel çıkarlarını takip etmek için diğer uluslar üzerinde hegemonya, üstünlük veya şiddet içeren zorlama yoluyla diğer kontrol biçimlerini uygulamakta haklı olduğunu iddia ettiği veya sürdürdüğü aşırı bir milliyetçilik biçimidir.” diye tanımlanmaktadır.
Ben bu tanımın dışına çıkacağım. Hegemon milliyetçiliği, hegemon devletlerin hegemonya kurduğu ulus devletler içinde kendileri adına MANDACILIK MİSYONU üstlenmiş veya -film icabı- öyle görünen siyasi taşeronları üzerinden ele alacağım. Çok uluslu şirketlere sözde özelleştirme adı altında ekonomik bağımsızlığını yitiren ulus devletlerin tam bağımsız olmaları olanaksızdır. Zira bir devletin tam bağımsız olması tam bağımsızlık ilkesine sıkı, sıkıya sarılmış, inanmış karakterli, üç kuruş para için kırk takla atmayan, onurlu, şahsiyet sahibi bireylerle mümkündür. Birey önce kendi hayatında bağımsızlık ilkesini uygulayabildiği, ekonomik sıkıntılara onurlu bir direniş gösterdiği, sevmediği bir işi yapmaktansa severek yaptığı bir işte aç kalmayı göze aldığı, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, bahis, kumar, kötü şöhret vb. tuzaklara düşmeden yaşamını sürdürdüğü ve bu yaşam tarzını kendi soyundan gelebilecek veya öğretmense öğrencileri vasıtası ile alt kuşaklara aktarabildiği sürece tam bağımsız devlet anlayışı gelişir ve gerçekleşir. Güçlü devletler güçlü bireylerin omuzları üzerinde yükselir. Bu bağlamda bir devlet ekonomik bağımsızlığını yitirmişse, bunun faturası acı bir şekilde vatandaşlarına yansır ve devletin bağışıklık sistemi zaafa uğrayarak bu evrede hegemonların KÜLTÜR EMPERYALİZMİ devreye girer. Üretmeyen devlet, üretmeyen toplum ve onun üretmeyen bireyleri dış finans sağlayarak günü kurtarma çabası içine girdiğinden, kültür emperyalizmi ile finans sağlayıcı hegemon devletlerin zihinsel işgali gerçekleşmeye başlar. Temel sorunu çözmekten uzak politikacılar kendi vatandaşlarının mankurt haline dönüştüğü iddiası ile vatandaşlarını suçlayarak, bir yandan iç cepheyi güçlendirmek adına teröristlerle silah bırakma safsatasıyla anlaşma zemini ararken, bir yandan da iç cepheyi kutuplaştırarak, kültür emperyalizmi ile devletin bireylerini zihin yönlendirme yönetimiyle tek, tek ele geçirmiş olan hegemon devletlerin ekmeklerine yağ sürerler.
Ekonomik sıkıntılarla zorlaşan yaşam koşulları bireyin devlete olan güveni ve aidiyetini ortadan kaldırarak hegemon devletlerin istihbarat örgütlerinin ağına düşmüş olan youtuber, fenomen, akademisyen, televizyoncu, gazeteci, sanatçı kılıklı etki ajanları ile birey paranın esiri olduğunun farkına varamaz ve tam bağımsızlık adına güçlü bir irade ortaya koyması artık olanaksız hale gelir. Zira devletine güvenerek, evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş, çocuklarının eğitimini, iş sahibi olmalarını, evliliklerini düşünür olmuştur. Kirada oturuyorsa sürekli artan fahiş kira artışlarını nasıl karşılayacağı uykularını kaçırmaktadır. Tam bağımsızlık ilkesi artık kendi adına ona lüks ve acı bir reçete, uygulanması mümkün olmayan bir diyettir.
İşte bu durumdaki bireylerin imdadına kültür emperyalizmi kapsamında devreye sokulan televizyon dizileri yetişir. Bir çok örnek var ama ben sadece Binbir Gece adlı diziyi örnek göstereceğim. Senaryo gereği Şehrazat, ataerkil bir ailenin oğluyla evlenmiş, fakat aile bu evliliğe şiddetle karşı çıkmış ve oğullarını evlatlıktan reddetmiştir. Eşini, oğlu henüz bir yaşındayken trafik kazasında kaybeden Şehrazat, kısa süre sonra oğlunun lösemi olmasıyla bir kez daha sarsılır. Kaderin ağır sınavından geçen genç kadın, çaresizlik içinde tedavi için gerekli olan 200.000 $’ı (Dolar) bulmaya çalışır. Kendi çabaları ile para bulur fakat 150.000 $ daha gereklidir. İstenmediğini bile bile çocuğunun sağlığı için zengin kayınpederine gider, durumu anlatır ve para ister fakat vicdansızca evden kovulur. Son çare olarak henüz üç ay önce işe başladığı ve deneme süresinin dolmadığı BinYapı Holding’in patronu Onur Aksal’dan (Halit Ergenç) borç ister. Fakat genç patron Binbir gece masal kahramanı Şah Şehriyar’ın kadınlara asla inanma felsefesinden yola çıkarak ağır bir bedel ister. Onur onunla bir gece geçirmesini ister. Bu her şeyin başlangıcı olur. Ne kadar acıklı değil mi? Vah vah. Benim de çocuğum aynı durumda olsa ben de işinin erbabı çok yetenekli ve iyi bir mimar olsam henüz deneme sürecinde olduğum bir işyerinde patronumun böyle bir teklifini yani henüz ikinci seçeneği kabul etmezdim. Etmek zorunda değildim. Dizide seçenekler çoğaltılmış, böyle bir mimarın okul arkadaş çevresinden destek istemiş olması, başka şirketlere iş başvurusu yapıp bir sürü kapı denemesi, devletten destek istemesi ve her türlü yol denenmiş olsa bir nebze hafifletici suç sayılabilirdi. Suç diyorum, çünkü bu dizi üzerinden toplumun üzerinde kültür emperyalizmi adına etki ajanlığı yapılmış ve bireyin mücadele azmi elinden alınmıştır. Bir yandan Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkelerine sıkı sıkıya sarılacaksın, Occupy Gezi de baş rol oynayacaksın, Taksim’de direnişçi olacaksın, öte yandan dizide para karşılığı böyle bir rolü kabul ederek, bireyin tam bağımsızlık ilkesi doğrultusunda mücadele azmine ilk baltayı sen vuracaksın.
Yorum yaz